Mete Tekin - Orhan Çakmur / fullantalya.com
TOBB Yönetim Kurulu Üyesi, Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır ile Ekonomi Muhabirleri Derneği’nin Antalya’daki üyeleri ile bir araya geldi. Tarım, ekonomi ve Antalya ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Başkan Çandır, EMD üyelerinin sorularını yanıtlarken dikkat çeken açıklamalar yaptı.
İş dünyasındaki önemli konuların başında kuraklık konusunun geldiğini belirten Çandır, “Antalya akan şelaleleriyle, akarsularıyla su zengini bir yer imajı çizse de şu anda su stresi altında bir şehir. Özellikle tarım, turizm bu suyu ciddi ölçüde tüketiyor. Bunun farkındalığını arttırmamız gerekiyor. Çünkü bu su yoksa Antalya yok demektir” ifadesini kullandı.
Tarım sektörünün ihmal edildiğini vurgulayan Çandır, “Dünyanın En Büyük Kumarbazları Çiftçiler” sözleriyle ekonomi muhabirlerini şaşırtırken, daha sonra sözlerine şöyle açıklık getirdi;
“Dünyanın en büyük kumarbazları çiftçiler. Yani maliyete göre hesap yapılan bir sektör değil. Yani ürettikten sonra Allah'a dua ediyoruz. Pazar iyi gitsin diye. Arz taleple fiyatları oluşuyor. Özellikle bozulabilir ürünlerde bir fiyat garantisi sistemi henüz ülkemizde yok.”
Çandır, Çin'in yayılmacı politikasının Türkiye ekonomisi için büyük bir tehdit olduğunu da belirterek, “Çin'e bir dolarlık satış yapıyoruz, karşılığında 13.2 dolarlık alış yapıyoruz. Türkiye'nin dış ticaret açığının yüzde 59’u Çin'den kaynaklanıyor. Çok büyük rakam. Bugün geldiğinizde Suriye'de, Irak'ta, her yerde artık Çin var” dedi.
TOBB Yönetim Kurulu Üyesi, Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır ile Ekonomi Muhabirleri Derneği üyeleriyle söyleşisinde öne çıkanlar şöyle;
Antalya ihracatı iyi gidiyor. Bir artış söz konusu. 2025 yılı Kasım ayında Antalya’nın toplam ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre %6,9 artarak 179 milyon dolar oldu. Tarım ihracatı %3,7 artışla 106 milyon dolar, yaş meyve sebze ihracatı %8,5 artışla 66 milyon dolara çıktı. Süs bitkileri ve mamulleri ihracatı %3, 2 azalarak 3 milyon dolar oldu. Ocak-Kasım 2025 döneminde Antalya’nın 1,9 milyar dolarlık toplam ihracatı içinde tarımın payı 1,1 milyar dolar. Bunun 602 milyon dolarlık kısmı Yaş meyve sebze ihracatı. Üretimden ihracata emek veren tüm üretici, tüccar ve ihracatçımıza teşekkür ediyorum.
İhracatı etkileyen faktörlerin başında tabii ki kur baskısı geliyor. Özellikle bizim rekabet ettiğimiz ülkelerle fiyat oluşturmakta ihracatçımız zorlanıyor. İçerdeki girdi maliyetlerinin artması, kurun düşük kalması bizim rekabet gücümüzü önemli ölçüde düşürüyor. Onun dışında tabii iklimsel faktörler de var. Ama biliyorsunuz ki bu gayri safi milli hasıla hesaplaması miktar üzerinden değil fiyat üzerinden. Enflasyonun yüksek olduğu yani gıda fiyatlarının, tarım fiyatlarının arttığı en az enflasyon kadar arttığı bir dönemde bu kadar düşüşün, doğal felaketlerden kaynaklı yüzde yirmilik bir azalış olduğu öngörülüyor, tespit edilmiş durumda. Enflasyon farkını koyduğumuzda miktar olarak bu kadar düşmemesi lazım.
TARIM SEKTÖRÜNÜN İHMAL EDİLDİĞİNİ GÖRÜYORUZ
Aslında tarımdaki düşüşü başka yerlerde aramamız gerekiyor diye düşünüyorum. Yani bu sadece dondan, kuraklıktan kaynaklı bir sonuç değil. Uzun yıllardır tarımın biraz ihmal edilmesinden kaynaklı. Şöyle bir değerlendirdiğimizde 1995'den bugüne kadar gayri safi milli hasıla içerisindeki payı yüzde elli azalmış, yarı yarıya azalmış durumda tarımın.- Üretimden çekilme mi var?
YERELDE HER BÖLGENİN KENDİ ÜRETİM PLANLAMASINI YAPMASINI SAĞLAYACAK ORTAMIN YARATILMASI LAZIM
Tarımsal planlamayla ilgili stratejik bazı ürünlerde başladık geçtiğimiz yıl. Onların sonuçlarını da sonra önümüzdeki dönem göreceğiz. Ankara'dan bu işin organize edilmesinden ziyade, yerelde her bölgenin kendi üretim planlamasını yapmasını sağlayacak ortamın yaratılması lazım. Bu Ankara'dan yapılınca diğer illerde uygulamada birtakım zorluklar çıkabiliyor. Bir de tabii o şehrin özellikleri de dikkate alınmalı. Yani siz su derdi olan bir şehirde eğer tropikal bitkiler üretmeye çalışıyorsanız, mısır üretmeye çalışıyorsanız bugünü kurtarsanız da yarın ciddi zorluklarla karşılaşacaksınız. Artık eskisi gibi tarım işte at tohumu Allah ne verdiyse mantığından ziyade belli bir planlama, belli bir verimlilik hedefiyle yola çıkıyor. Çünkü maliyetler çok yüksek. O anlamda eski bildiklerimizde, eski alışkanlıklarımızda tarımı bir yere götürme şansımız yok. Yeni bir bakış açısına, yeni bir tasarlamaya ihtiyacımız var. Diyelim noktayı koyalım.DÜNYANIN EN BÜYÜK KUMARBAZLARI ÇİFTÇİLER
- Şu anda üreticilerle de konuşuyoruz. Fide fiyatları, tohum fiyatları alabildiğine yüksek. Önümüzdeki süreçte yani 2026-2027 yılında nasıl bir durumla karşılaşabiliriz?
- Önümüzdeki birkaç yıl içinde zaten gıda fiyatları artıyor. Asgari enflasyon artıyor. Yani resmi olarak düşmüş olsa da biz onu hissetmiyoruz ama bu maliyet artışlarıyla önümüzdeki süreçte gıdaya erişimde vatandaş daha da zorlanacak gibi görünüyor.
- Don olayları nedeniyle ihracatın etkilendiğini söylediniz. Mesela sebze örtü altında üretiliyor. Örtü altında meyve üretimi de yapılıyor mu? Yapılmaya başlandı mı ya da yapılmalı mı?
- Ukrayna hem komşusu Rusya ile savaşta. Hem de Türk ürünlerine karşı domates ve salatalıkda %37'ye varan vergi getirdi. En fazla da bizim bölgeden gidiyor domates, salatalık. Hem ihracatı hem de üreticilerden kaygılı. Son durum nedir bu konuda? Ülkeler bazında gelişme var mı?
DENİZ SUYUNU ARITAN SİSTEMLERİ GÜNDEMİMİZE ALMALIYIZ!
Geçtiğimiz haftalarda Akdeniz Üniversitesi'nde bir toplantıya katılmıştım. Kentin özellikle batı ilçelerinde çok ciddi bir su sıkıntısı baş gösterdiği, yani kentin çok hızlı bir şekilde kurak, susuz yıllara doğru gittiğini söylediler. Ve Demre'de biber üretimi durmuş. Yeraltı sularıyla sulama yapıldığı için tuzluluk oranı nedeniyle artık biber üretemiyorlarmış denildi. Antalya özelinde önümüzdeki yılların en önemli konularından biri su mudur? Siz nasıl bakıyorsunuz? Vallahi gündemimizdeki konunun başında o geliyor. Bir de bu COP 31 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 30. Taraflar Konferansı) Antalya'da yapılacak. Zirvesini İstanbul'da yapacaklar ama toplantılar Antalya'da olacak gibi görünüyor. Onunla ilgili de biz özellikle su tüketiminden başlayarak Antalya'nın çevre değerlerini öne alacağımız bir dönem olmasını öneriyoruz. Onun için çaba sarf edeceğiz. Bir anlamda da biraz farkındalığı arttıralım istiyoruz. Antalya akan şelaleleriyle, akarsularıyla böyle su zengini bir yer imajı çizse de şu anda su stresi altında bir şehir. Özellikle tarım, turizm bu suyu ciddi ölçüde tüketiyor. Bunun farkındalığını arttırmamız gerekiyor. Çünkü bu su yoksa Antalya yok demektir. Hatırlarsanız bir yıldan fazlaydı galiba. Biz dedik ki yağmur suyu hasatıyla ilgili devlet destek vermeli. Hatta bunu karbon salınımıyla ilgili paketin içinde değerlendirdik. Çevre değerlerini öne çıkarmamız gerekiyor ama bunlar özel teşebbüsün kendi imkanları ile yapacağı şeyler değil. Bu karbon salınımını azaltmak, su ayak izini sağlıklı hale getirebilmek için devletin destek vermesi gerekiyor. Su hasatı denen hikayeyi bir şekilde bizim Antalya'da gerçekleştiriyor olmamız lazım. Özellikle örtü altı üretimi ya da kamu binalarından başlayarak yağmurun yağdığı dönemlerde hasatı gerçekleştirerek onu diğer dönemlerde kullanmamız gerekiyor. Bu arada başka unsurlar da var. Yine turizm sektörü de bu konuda çalışıyor. Her bir odanın günlük su tüketiminin 1500 litre olduğunu biliyoruz. Orada gri suyu tekrar döndürmek, kullanılan suyu tekrar kullanır hale getirmek. Hatta deniz suyunu arıtan sistemleri artık gündemimize almak gibi geniş bir farkındalık yaratmaya hedefliyoruz bu dönemde. Genelde biliyorsunuz Türkiye'de günü yaşıyoruz. Günlük sorunlarla boğuşurken aslında geleceğe biraz ihmal ediyoruz. Bu çevre konusu, su konusu da bizim gelecek nesillere vereceğimiz, aktaracağımız önemli bir sorun olmasın diye çaba sarf etmemiz lazım. Türkiye'nin birçok yerinde su sıkıntısı yaşanıyor. Özellikle sulama rejimimiz sağlıklı olmadığı için sondaj kuyuları artık dibin dibine inmeye başladı. Az önce tarımı konuşurken ürün desenini de buna göre tasarlamamız gerekir derken altını çizmeye çalıştığımız konu su ihtiyacına göre ürünleri tespit etmemiz lazım.
TAŞ VE MADEN OCAKLARI
Tabi sadece su değil, Antalya olarak Antalya'nın bütün doğasına da sahip olmamız gerekiyor. Antalya son 40-50 yılında bir marka yaratmış bir şehir değil. En büyük markalarımız tarih eserlerimiz ya da doğal güzelliklerimiz. Ama işte imar planlarıyla, plansız yol açmalarla, niteliği yüksek olmayan madenler için dağlarımızı kazmakla bu doğaya tahribat veriyoruz. Bunların önüne geçmemiz lazım. Biz tabi burada özel teşebbüsü suçlamıyoruz. Ona izin verenlerin, yani taş ve maden ocakları için Antalya gibi bir doğası da var olmuş yere izin verenlerin burayı daha iyi incelemeleri lazım. Aynı maden Afyon’da Burdur'da ya da İç Anadolu'da çıkıyorsa gelip de burada Konyaaltı'nın üzerinde dağlarımızı delik deşik etmemeleri gerekiyor diye düşünüyoruz. Ama yine altını çiziyorum. Burada devlet izin verirse özel sektör yapar. Devletin bu konuda bir prensip karar alması lazım diye düşünüyorum.- Son dönemde Türkiye'nin her yerine zehirlenme vakaları, haberleri duyuyoruz. Yani özellikle toplu yemek yenilen yerlerde. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
- Yeni hal yasası çiftçiyi korur mu? Bu hal yasası bizim bildiğimiz 8-10 sene önceki hal yasasının taslağını mı tartışıyoruz?
TARIM ARAZİSİ ÜRETMEKTE ZORLANIYORUZ. MEVCUT TARIM ARAZİLERİMİZ DE RİSK ALTINDA
- Siz arazilerin tarıma tahsisini gündeme getiriyordunuz. Bu konuda ciddi ihtiyaç olduğunu gündeme getiriyordunuz. Bu konuyla ilgili şu an daha mı iyi durumdayız? Daha mı kötü? Nasıl durum?
- Kalıntı sorunu yıllardan beri konuşuyoruz. Birisi çıktı işte Kumluca'da tıra yüklediğimiz salatalık Ankara'ya gidildiğine kadar kırk santim büyüdü dedi. Vatandaşımız zehri bize yüklüyorlar diyorlar.
- Gümrükten Bulgar kapısından dönen ürünler Türkiye'ye giriş yapıyor mu? İç piyasaya veriliyor mu? Bu korku var.
- 2025 nasıl geçti?
ÇİN'İN YAYILMACI POLİTİKASI EN BÜYÜK TEHLİKE … SURİYE'DE, IRAK'TA, HER YERDE ARTIK ÇİN VAR
Bir başka konu da tabii bir Çin baskısı var ülkenin üzerinde. Çin acayip şekilde yayılıyor. Biz de Türkiye'yle ne oluyor diye baktığımızda Çin'e bir dolarlık satış yapıyoruz, karşılığında 13.2 dolarlık alış yapıyoruz. Türkiye'nin dış ticaret açığının yüzde 59’u Çin'den kaynaklanıyor. Çok büyük rakam. En tehlikeli olan da Çin'in bu yayılmacı politikası. Bugün geldiğinizde Suriye'de, Irak'ta, her yerde artık Çin var. O ülkelerinde inşaatlardan sanayisine kadar. Bizim özellikle yurt dışına, çevre ülkelere, Avrupa Birliği'ne, Orta Doğu'ya sattığımız ürünlerin yüzde 21’i de onların rekabetine konu olacak ürünler. Bu da 42 milyar dolar civarında. Onların baskısından bunları koruyacak bir politika geliştirmesi lazım ülkemizin, yani bir strateji belirlemesi lazım. Çin'de de öyle bir hal almış ki son verilere baktığımızda oradaki firmaların yüzde 23’ü zarar beyan ediyor. Ama ülke diyor ki kardeşim git, yayıl, yok et. Bankacılık sisteminin yüzde 80’i kamuda, uzun vadeli ve düşük faizli kredi veriyor. Bizdeki oran yüzde 45, orada yüzde 80. Bu anlamda Çin'e dikkat etmemiz gerekiyor. Şu anda ithalatımız acayip derecede artmış durumda. Sınırlama getirilmesi gerekir diye düşünüyorum.- Döviz Kuru ne olmalı sizce?
- Sizin çalışmalarınızdan sonra Coğrafi işaret konusunda ciddi bir farkındalık oluştu. Hem Türkiye genelinde hem de Antalya açısından şu anda son durum nedir?
ANTALYA'NIN BİR GASTRONOMİ SOKAĞI, GASTRONOMİ CADDESİ YAPMASI LAZIM
Aslında benim en son tahlilim bu işi biz biraz birbirine karıştırdık gibi geliyor. Gastronomiyle yöresel ürünü karıştırdık. Ticari boyutu olmayacak. Antalya'da yörük kültüründen gelen bir gastronomik değer var. Bunları bilmiyoruz. Bunları ortaya çıkarıp bunlarla ilgili bir gastronomi kenti olma çabası var. Bunları coğrafi işaretleyip de yapmak var. Şimdi coğrafi işaretliyoruz. İnşallah bundan sonraki gastronomi ayağında bir yere gidebiliriz. Mesela Antalya'nın bu kadar ürünü var. Bir gastronomi sokağı yapması lazım. Yani gastronomi caddesi yapması lazım.- Üretici birlikleri kuruldu ama bir türlü bu konuda bir başarı sağlanamıyor. Yani ölü doğdu bir yerde.